BAŞBAKAN’IN HER KONUDA FİKİR BEYAN ETME ve TOPLUMU OLUMSUZ ETKİLEME HAKKI GERÇEKTEN VAR MIDIR? VAR İSE BU HAKKINI HER ZAMAN KULLANMAK ZORUNDA MIDIR?
Öncelikle ifade etmek isteriz ki evrensel tıp yaklaşımı hastalara önerilen tedaviyi kabul etmeme hakkını tanımıştır.Yapılan tüm girişimler ve tedaviler/koruyucu hizmetler aydınlanmış onam çerçevesinde olup bu tıbbi önerileri kabul etmemek hakkına herkes sahiptir. Bu nedenle Sn. Başbakan’ın H1N1 (domuz gribi) aşısı olmamak gibi bir hakkı elbette vardır ve bu hakkını kullanabilir. Ancak önerilen tedaviyi reddetmek gibi bir tutumun basın aracılığıyla kamuoyu ile paylaşılması ve bunun bir ülkeyi yöneten Başbakan tarafından yapılması ne anlam ifade etmektedir? Yaratacağı sıkıntılar düşünüldüğünde en hafif ifade ile Başbakan’ın bu açıklamaları bilimsel akla uygun olmamış, ”şık” durmamıştır.
Şöyle ki ;
1- Toplumda uzun süredir hastalığın kendisi ve alınacak tedbirlerden çok hastalıktan korunmak için uygulanan tedbirlerden birisi olan aşılama işlemi tartışılır olmuştur. Aşı hastalığın önüne geçmiştir. Sn.Başbakan’ın “ben aşı olmayacağım” açıklaması bu tartışmalara tuz biber ekmiştir.
2- Bir yurttaş olarak Recep Tayip Erdoğan tıp çevrelerinin önerilerini kabul etmeyebilir. Bu durum ilk kez yaşanmamaktadır ve nihayetinde kişisel bir tercihtir. Biz hatırlarız ki sn. Başbakanın İstanbul Belediye Başkanı iken bir halı saha spor karşılaşmasında ayak bileğinde spor yaralanması oluşmuş ve hemen karşısındaki Vakıf Gureba Hastanesi Ortopedi Kliniği yerine Fatih’teki bir kırık-çıkıkçıya gitmiş ve tedavisini orada yaptırmıştır.
3- Ancak tüm Dünyayı etkisi altına alan küresel H1N1 virüs pandemisi karşısında bir ülkeyi yöneten Başbakanın Sağlık Bakanlığı’nın almaya çalıştığı tedbirleri değersiz kılan, küçümseyen bir algı yaratmaya hakkı yoktur. Bu durum ne “devlet ciddiyeti” ne bilim aklı ne de sorumluluk duygusuyla uyumlu değildir. Bir çok yurttaşın kafasında oluşan bulanıklık artmıştır.
4- Sağlık Bakanlığı bazı eksiklerine rağmen “domuz gribi salgınının” yaratacağı sağlık sorunlarına karşı tedbirler almaya ve uygulamaya çalışmak için “iyi niyetli” bir çaba içerisindedir. Bu çabayı olumsuz etkileyecek ve Sağlık Bakanlığına karşı güvensizlik oluşturacak beyanlar, girişimler toplumun sağlık hakkına zarar verecektir.
5- Sağlık Bakanlığı’nın bir çok uygulamasına itiraz eden, karşı çıkan bir meslek örgütü olarak başta aşılama uygulaması dahil olmak üzere H1N1 pandemisi ile ilgili yapılacak her çabayı –bir kısmı göstermelik gibi dursa da- destekleyeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz. Sağlık Bakanlığı’nda saygın tıp insanlarından oluşan bir “Bilim Heyeti” tarafından yürütülen pandemi mücadelesini destekliyoruz.
6- Başta Başbakan Sn. Tayip ERDOĞAN olmak üzere Sn.Deniz Baykal ve Sn.Devlet Bahçeli’yi sükunete, bilimsel terbiye içinde davranmaya davet ediyoruz. Yaşları,performansları, temas ettikleri kişilerin yaygınlığı ve olası “kronik hastalıkları” gözönüne alındığında aşılanmalarının uygun olacağını düşünüyoruz. Aşılama hizmetini kabul etmeme hakkını kullandıkları sürece ,toplumdaki olumsuz etkilerini azaltmak açısından en azından “susmalarını” öneriyoruz. Tıbbi bir konuyu tıp çevrelerinin tartışmasının politikacıların tartışmasından daha değerli olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz.
Sonuç: Elbette domuz gribine karşı alınacak tedbirler aşılama ile sınırlı değildir ve daha önce yapmış olduğumuz açıklamayı tekrar paylaşmak isteriz. Ancak başta Başbakan olmak üzere tüm politikacıları da kişisel haklarını kullanmalarına saygıyla yaklaşarak tercihlerini kendilerine saklamaları konusunda uyarmayı bir görev biliriz.
Dr. Bülent Aslanhan
Bursa Tabip Odası Başkanı
DOMUZ GRİBİ TEDBİRLERİ SADECE AŞIYA SIKIŞTIRILMAMALIDIR!
Anımsayacağınız gibi Bursa Tabip Odası olarak, 20 Ekim’de yaptığımız basın açıklamasında domuz gribi hakkında kısa bilgiler vermiş, hastalık ve hastalıktan korunmak için gerekli önlemler hakkındaki bilgileri paylaşmaya çalışmıştık.
Bunu yaparken son günlerde “Domuz Gribi” başlığında medyada yürütülen tartışmalar nedeniyle Bursa’da yaşayan yurttaşlarımızda da önemli kafa karışıklığı, panik, korku havasının yaratılmış olması nedeniyle böylesine bilimsel bir konunun medya etkisi dışında bilim çevrelerinin görüşleri ile değerlendirilmesine bir katkı sunmak istemiştik. Ancak hala görüyoruz ki Bursa Tabip Odası’na çok sayıda “Domuz Gribi aşısı yaptıralım mı?” sorusu yöneltilmeye devam etmektedir.
Bilinmesini isteriz ki domuz gribine karşı alınacak önlemler sadece aşı uygulaması ile sınırlı değildir. Bu nedenle sorun sadece aşının yapılıp/yapılmamasına bağlanacak kadar basit değildir ve ne yazık ki sorun tek başına aşı uygulamasından ibaret değildir.
Dünyadaki diğer grip salgınları 6 ay gibi bir zamanda yayılma gösterirken H1N1 virüsü (Domuz Gribi) dediğimiz salgın 6 haftalık bir zaman diliminde yayılma göstermiştir. Bu virüs yenidir. 1950’li yıllarda görülen virüse yakalanmış kişiler bu hastalığı daha hafif atlatacaklardır ancak toplumun büyük çoğunluğunun bu virüse karşı bir bağışıklığı yoktur. Bu nedenledir ki bu hastalık karşısındaki önlemler sadece aşıya sıkıştırılmamalıdır. Hastalığın ilerlemesi durumunda hastane koşullarının verimli hale getirilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki bu hastalık bağışıklık sistemi zayıf kişilerde daha kolay görülecektir. Bunun için riskli grupların başında yoksul kesimler gelmektedir. Dengeli beslenmeden uzak kişiler bu hastalığa daha kolay yakalanabileceği gibi etkileri de daha ağır olabilecektir. Bu nedenle yoksul, dezavantajlı kesimler için sosyal korumacı ek tedbirler düşünülmelidir.
Aşılama konusunda ise hiçbir gerçekçi planlama yapılmadan, kimlere ve nasıl uygulanacağı tartışılmadan oldukça yüklü miktarlarda aşı getirtilmesi, aşı hakkında kamuoyu gündemine düşen spekülasyonlara anında ve tatminkar yanıtlar verilememesi meslek örgütümüzde ve kamuoyunda Bakanlığın salgın yönetimi konusunda kuşkular doğmasına neden olmuştur. Öncelikle şu açıkça bilinmelidir ki, hiçbir tıbbi müdahale yüzde yüz tehlikesiz ve zararsız değildir. Daha tıp fakültelerinin ilk yıllarında öğretildiği gibi yan etkisi olmayan ilaç, ilaç değildir. Dolayısıyla kuşkusuz domuz gribinden korunmak için üretilen aşının da yan etkileri olabilir ve bazı çevrelerce bu yan etkiler ifade edilebilir. Bunun tek başına ifade edilmiş olması önemli değildir, çünkü bu yan etkiler yeni öğrenilen bir bilgi değildir. Önemli olan bu yan etkilerin, aşının sağlayacağı yarar karşısında ihmal edilebilir olup olmamasıdır. Biz Tabip Odası olarak, aşı ile ilgili bilimsel gelişmeleri yakından takip ediyor ve kamuoyunu bilgilendiriyoruz. Bugüne kadar dünyada aşılanmış olan 5.000 kişi üzerinde aşının kabul edilemez bir yan etkisi saptanmamıştır. Ancak bu, üç ay sonra, beş ay sonra saptanmayacağı anlamına gelmez.Öte yandan aşının özellikle hamileliğinin ilk üç ayında olan kadınlarda ve bebeklerinde hiçbir zararlı yan etki yapmayacağını da peşinen söylemek mümkün değildir.
Bu durumda ne yapılmalı?
Öncelikle Sağlık Bakanlığı konuya devlet ciddiyetiyle yaklaşmalıdır. Sağlık Bakanlığı halkı paniğe sürükleme değil, paniğin önüne geçme makamıdır. Bakanlığın böyle toplumsal olaylar karşısında ya olayı küçümsemek ve yok saymak, ya da bugün olduğu gibi gereğinden fazla abartarak insanları paniğe sevk etmek yolunu seçmesi, halkımızın Sağlık Bakanlığı’na en çok güven duyma gereksinimi olduğu bugünlerde, Bakanlığa olan güvensizliği daha da arttırabilir. Önce birkaç vaka görünce okulları kapatmak, sonra tepkiler alınca bu uygulamadan vazgeçmek, termal kameraları bir koyup, bir kaldırmak salgın yönetimi değildir.
Salgından korunma yöntemleri bellidir. Eğer salgın yaygınlaşmadan önce aşılamalara başlanabilirse, aşının da belli risk gruplarında salgının hafif atlatılması bakımından belli bir fayda getireceği aşikârdır. Eğer Bakanlık hastanelerde de bir salgın durumunda gerekli olabilecek ek yatak kapasiteleri yaratmayı ve gerektiğinde yeni üniteleri ve sağlık personelini devreye sokabilecek önlemleri aldıysa, geriye yapılacak fazla bir şey kalmamış demektir. Bundan sonra yapılması gereken eldeki Pandemi Planını uygulamaktan ibarettir.
Bu nedenle Bursa’da hızla ilgili kurumların ( Üniversite, Sağlık Müdürlüğü, Valilik, Meslek Örgütü, Belediyeler, Medya temsilcileri) olacağı bir Konsey kurulmalı ve salgın durumunda ortaya çıkacak ihtiyacı karşılama durumu gözden geçirilmelidir. İlimizdeki mevcut yoğun bakım kapasitemizi, başta solunum cihazları, diğer araç gereç, yatak kapasitesi ve insan gücü özellikleriyle gözden geçirilmeli ve kamuoyu bilgilendirilerek rahatlatılmalıdır.
Aşı ile ilgili bir kez daha hatırlatmak gerekirse;
Mevsimsel influenza aşısına ek olarak farklı bir influenza H1N1 aşıları uygulanacaktır. İnfluenza H1N1 aşısı gereken riskli gruplar;
1. Altı aydan 24 yaşa kadar olanlar
2. Altı aydan küçük bebeklere bakanlar
3. Gebeler
4. 24-65 yaş arasında kronik hastalığı olanlar
5. Sağlık çalışanları
Aşının, yapıldığı gün ortaya çıkan hafif belirtiler (ateş, aşı yerinde şişlik ve kızarıklık, koltukaltı lenf düğümlerinin şişmesi) dışında şimdilik ciddi yan etkisi yoktur. İleride ortaya çıkacak yan etkiler ise bugünden bilinmemektedir. Aşılar, eczanelerde satılmayacak, Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanacaktır.
Aşı mevsimsel grip aşısının üretildiği yöntemle üretilmektedir. Uzun süredir deneyimin olduğu bir aşı olduğundan yan etkilerinin benzer olacağı düşünülmektedir. Aşıda koruyucu olarak timerosal yer almaktadır. Bazı firmalar aşının koruyucu –antikor- yanıtını artırmak üzere aşıya katkı maddesi (adjuvan) eklemektedir. Bu madde de yine uzun süredir aşı üretiminde kullanımda olan bir maddedir.
Aşı, mevsimsel grip aşısı ile birlikte ya da daha sonra uygulanabilir.
Kişisel Korunma
En etkin önlem ellerin yıkanmasıdır. Genel sağlık önlemlerine dikkat etmek gerekir, uykusuz kalınmamalı, fiziksel aktivite sağlanmalı, günlük stres kontrol edilmeli, bol sıvı ve besleyici gıdalar alınmalıdır. Hasta kişilerle yakın temastan kaçınmalıdır. Cansız yüzeylerin çamaşır suyuyla silinmesi yeterlidir.
Başkalarına bulaştırmamak için ne yapmalı?
• Öksürürken ve hapşırırken ağız ve burun kapatılmalıdır. Kullanılan mendiller hemen çöpe atılmalıdır.
• Eller sabunlu suyla yıkanmalı, su ve sabuna ulaşılamazsa alkollü temizleyiciler kullanılmalıdır. El hijyenine uyulması en önemli kontrol önlemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
• Eller ağız ve buruna götürülmemelidir, virüs bu yolla yayılabilir.
• Hastalardan uzak durulmalıdır.
• Hastalanınca vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır.
• Hastalanınca okula ve işe gidilmemesi önerilir.
Bu süreçte öncelikle yapılması gerekenler;
1.Salgına yönelik çalışmalar ve hesaplamalar saydam bir şekilde sunulmalıdır. Sunulan hesapların referansları ortaya konulmalıdır.
2.Aşı hakkında detaylı ve doğru bilgilendirme yapılmalıdır ve Sağlık Müdürlüğü’müz toplumda oluşan kaygıyı dağıtmalıdır. Bu amaçla yürütülecek her çabaya Bursa Tabip Odası olarak destek vermeye hazırız.
3.Milli Eğitim Müdürlüğü, okullardaki el yıkama koşullarının iyileştirilmesini hedeflemelidir.
4.Yoksullar ve dar gelirli gruplar için başta beslenme olmak üzere, temiz su,konut,sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanma,sosyal destek gibi sosyal korumacı tedbirler alınmalıdır.
Bir kez daha ifade etmek isteriz ki Kamu kurumları ve Sağlık Bakanlığı böylesi salgın hastalık durumlarında panik yaratma merci olmamalıdır, tam aksi soğukkanlılığını koruyarak bu süreçte hastalığın en pik yaptığı dönemlerde aldığı önlemler konusunda halkı bilgilendirmelidir. Hastalığın etkilerinin ağırlaşması aşamasında ihtiyaç olan hastanelerimizdeki yoğun bakım üniteleri, solunum cihazları, diğer araç gereç, yatak kapasitesi ve insan gücünü yeniden değerlendirmeli ve bu konudaki eylem planını açıklayarak kentimizi rahatlatmalıdır.
Bu açıklamayla/vesileyle aşı olup/olmamak ve oluşacak yan etkiler konusunda kamuoyunda oluşan soruları bir kez daha yanıtlamak gerekirse : “Risk grubu olarak nitelendirdiğimiz 6 ay–24 yaş arası kişiler, kronik rahatsızlıkları olanlar ve gebeler Dünya Sağlık Örgütü’nün de verileriyle bu aşıyı yaptırmalıdır.” Beraberinde kişisel korunma ve hijyen tedbirlerini de tekrar hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Saygılarımızla
BURSA TABİP ODASI YÖNETİM KURULU


